22 Mart 2011

London#2



İngiltere vizesi sonuna yaklaşırken, can havliyle bir kez daha attık kendimizi ada topraklarına. Amsterdam'daki konsolosluğu kapattıkları için (daimi ziyaretçilerini Fas, Türkiye ve çeşitli Afrika ülkelerinin pasaportlarına sahip olanların oluşturduğu popüler bir mekandı aslında), vize başvurularını Düsseldorf'tan yapmak gerekiyor artık. Hem de şahsen.. Hem de hafta içi.. Hem de 6 aylık vize bedeli olan 90 euro'nun üstüne bir 50 euro'da tren biletine vererek.. İngiltere'ye güzel bir haberim var: hiç uğraşamıycam, o kadar da meraklı değilim size.. Bu haftasonunun highlight'ları:

- Fabric: Club kültürüm olmadığı için başka bir mekanla karşılaştıramıyorum ancak daha önce gördüğüm yerlere pek benzemiyor açıkçası. Bir nevi minyatür yeraltı şehri. Labirent benzeri koridorlar, göz alıcı ışık sistemleri, her noktanızda hissettiğiniz baslar, kenarda baygın şekilde yatanlar, sabahın dördünde hala tıklım tıklım sahneler. Haftaiçinde Mogwai'nin distortion'larıyla kulaklarımı elime almıştım zaten, bu defa Ramadanman'ın basları verdi tekrardan.

Portobello Road: Cumartesi kurulan sokak pazarına denk geldik şans eseri, ya da beraber gittiğim ekibin planlı bir hareketiydi. Albert Kuyp'ın çakmalığına alışmış biri olarak, pek bir ingiliz asaletinin ürünü gibi geldi bana. Antika eşyalar ve taze sebze-meyve ağırlıklı olarak uzayıp giden bir pazar. Önceki günün verdiği yorgunlukla bir pub'ın önündeki kaldırıma çöküyoruz, yanımıza birer de 'pint' alıyoruz tabi ki. Uzun süre sonra güneşi görmenin getirdiği mutlulukla, gevşek gevşek akşam ne yapsak diye düşünüyoruz.

- O'Reillys Irish Pub: Fish&chips ve bira için yaklaşıyoruz pub'a ancak kapı önü full dediğimiz cinsten. Meğer İrlanda-İngiltere rugby maçı varmış, İrlanda tokatlamaya başlamış bizimkileri. Bizimkiler tokatlıyor demek daha doğru aslında, ne de olsa irlandalıların mekanındayız. Kıvrak hareketlerle arkaya geçiyoruz ve ufak televizyonun önüne çöküp yemek ve biralarımızı söylüyoruz. Herkesin gözü ekranda, biz dahil. İrlanda'nın her 'try'ında ayaklanıyor insanlar. Biz de bir yandan kuralları çözmeye çalışıyoruz kendi aramızda, herkes farklı teoriler geliştiriyor ama üç kişi bir şeyi doğrultamıyoruz. Maçın açık galibi İrlanda olunca içerde bayram havası. Benim de hoşuma gitmeye başladı bu spor aslında, wikipedia'da kurallar yazar diye umuyorum.

- Camden Town: Kapalıçarşının büyük ve alternatif versiyonu diye anlatmak isterim burayı. Gotik kıyafetler, fantastik uzakdoğu yiyecekleri, resim galerileri, egzotik müzik aletleri, goa trance çalan bir dj, old school bavullar, antika büyüteçler burada bulabileceklerinizin sadece bir kısmı. Fazlasıyla etkileyici.

- Pret a Manger: Bir nevi Body Shop'un kahve dünyasındaki versiyonu. Tamamen doğal ürünler kullanan, her sandwich'i taze şekilde dükkanda hazırlayan, atıklar için recycle bin'leri kullanmanızı rica eden, her akşam artan yiyecekleri vakıflar aracılığıyla evsizlere dağıtan, limonataya ödediğiniz paranın 10 penny'sini bu işe verdiğinizi söyleyen bir firma. Benim gözümde şu an şekilleri sonsuz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder